Anekdot, Rapindir’e Konuştu

14 Ocak 2010 Yazan admin  
Kategori Genel, Röportaj

Anekdot albüm öncesi Rapindir.Biz’e güzel bir röportaj verdi. Bu röportajı sizler için yayınladık.

m_p :  İkinci kez merhaba Anekdot =) … Bu,röportaj için ikinci biraraya gelişimiz.Okuyanlar bilirler ki,ilk sohbetimizde daha çok ürettiklerine ve rape dair genel olarak bakış açına yer vermiştik.Şimdi ise,daha senden olsun istedik yani objektiften çok subjektif olarak albüm öncesi bakış açına sorularla daha çok yer verip daha yakından tanımak istedik..Bunu öncelikle belirtmek isterim…Yeni albümle başlayalım istersen  kaç parçadan oluşuyor albüm,ft.’ler var mıdır,kimlerle çalışıyorsun alt yapılarda;parçalara baktığımızda nasıl bir Anekdot görücek dinleyenlerin,neler söylemek istersin ?

Anekdot : Merhaba Mehtap …Albümümde öncelikle çok şarkı bulundurmucam en fazla 6 parca olabilir her parcanın ayrı bi tadı olucak sırf albüm olsun diye bi albüm yapmıyorum her parca bi hit olsun gözüyle bakıorum.Feat konusunda isim vermicem ama yine işin içine bi kaç farklı dilde soleyen arkadaşım olucak isimler supriz olsun,zaten  benim için önemli olan yaptığım feat değil artık insanlar benim için indirsin bu albümü yoksa bi kazancı olmaz benim için.Altyapılarda ise her zaman öncelik verdiğim isimler bence türkiyede en kaliteli bu işi yapan adamlardan bi kaçı Rahzen (beatlerinin farkını göreceksiniz),Rapidworry (en hit parcamın beati ona ait bence) ,Barbour  ve Dev beat bide Rakbe’nin de bi beatini kullanabilirim.Nasıl bi Anekdot görüceksiniz sölüyorum Gülümseme Bu sefer daha sert daha farklı daha yaratıcı daha bi tarz daha bi kaliteli Anekdot görüceksiniz emin olun…

m_p : O zaman söylediklerini okuyanların beklentisinde kesinlikle kalite kelimesi geçicek diosun , güzel haber bu =)
Anekdot : Aynen öle:D Kalite yoksa ben de yokum .

m_p : Verselerde genele baktığımızda sert cümlelerin ve yine kendine özgü bir üslubun var ki bu albümde daha sert olucanın da haberini veriyorsun zaten.Elbette beat neler  düşündürüyorsa ona göre şekilleniyor cümlelerin ama sonuçta beat seçimini yapan,hangi tarzda olucana karar veren sensin  hiç şüphesiz. Bununla bağlantılı olarak ne kadar seçici ve hassas olduğunu da konuşmuştuk ilk sohbetimizde.Neden tercihin hep bu yönde yani seçicisin ancak;bunun dışında oluşturduğun tarz kendinle ne kadar özdeşleşiyor mesela,yapmak istediklerinle yaptıkların ne kadar örtüşüyor ,içinde bulunduğun şartları da gözönüne alırsak neler söylemek istersin ?

Anekdot : Bu albümde oluşturdugum tarz sert derken sert çocuk triplerine girmedim  tabiki döverim gumlerim sokarım s…m falan değil aklıma takılan herşeyi söylüyorum canımı neyin sıktığını hoşuma gitmeyen şeylere tepkimi falan filan yazmak oldu.Zaten gidipde şarkılarda seni dövücem onu yapıcam bunu yapıcam gibi şeyleri söylemeyi sevmiyorum.Hani artık belli bi olgunluğa yaşa eriştim şarkılardan daha çok yapıcaksam gelirim hayatta uygularım.Bu aralar sakin görünebilirim eskisi gibi heycanlı değilim önce sorumluluklarımı düşünüyorum.Damarıma basılırsada yapmam gerekeni yaparım .Biz arka mahallerde büyüyen insanlarız godoşluklara gelemiyoruz.Bi savaş olursa caymak olmaz.

m_p : Peki bu albümde şartlar ne kadar müsade etti çalışmana, 5 ya da 6 parçalık bi E.p beklior dinleyenleri..Beklentisi fazla olanlar olucaktır parçanın adeti açısından azlığı ya da çokluğu,tarzı vs. konularda düz mantıkla yorum yapanlar oluyor,gerek dinleyiciler gerekse işin içinde olanlardan…Ki çok da adil bir davranış olduğunu düşünmüyorum açıkçası..Sen ne dersin bu konuyla ilgili,düşüncen ne yöndedir,biraz açıklar mısın ?

Anekdot : Ben kafamdaki albümü yapıorum bu albüm önce beni tatmin edicek.Belkide bi geciş albümü olur.Çok fazla bi beklenti beklemiorum tamamen underground tarzda bi albüm bu belki insanların kafasına uymucak ama benim kafama uyan albüm bu.Az olsun Öz olsun dimi daha öncede dediğim gibi her parcaya önem veriyorum istesem 20 parçada yaparım ama bu sıkar beni bi tarafdan kendi albüme çalışıyor diğer tarafdan birçok albüme konuk oluyorum yada tracklerde yer alıyorum kendimi daha fazla tüketemem yani.Bir süreden sonra çünkü saçmalama moduna giriyor insan ne yazacaganı bilmiyor artık.Düz mantıkla yorum yapanlar çokda s…mde ya Gülümseme eleştirye açıgım her zaman yeterki adam gibi eleştirsinler kendimi zorla sevdiremem kimseye sırf bana bişeyden kıldır agzımla kuş tutsam yaranamam onlara.Ozamanda onlarda bana yaranamaz ben yine kendi yoluma bakarım.2009 dan önceki ben değilim artık bu sene güzel işler yaptığıma eminim çok üretmedim ama yinede sağlam işlerde rol aldım buda yeter bana.

m_p : Kendinin ve yaptıklarının farkında olmak sanırım anlattığın gibi bişey olsa gerek… Herkes bişeyler söyler her zamn da söliceklerdir ama herşey bi yana eminsen kendinden bitmiştir olay… O zaman sadece küçük insanların yaptığı gibi çevrelerindekiyle uğraşırlar ki müzikle ne kadar bağdaşır ! tartışmak gerek =))

Anekdot : Bunlara böcek diyoruz kücükler ve mide bulandırırlar Gülümseme önüme ne kadar engel koyabileceklerki yapıyorum yapmayada devam ederim ben zayıf bi insan değilim intikamıda severim..

m_p : Rap ortamına baktığımızda üretilenler dışında üretenle ilgili olarak rapi amacından saptıranlar olduğunu düşünüyor musun;zihniyetler artık daha çok pop arası rap furyası oldu sanki,bunu yapmayanları tenzih ediyorum tabiki..Nedir kişisel görüşün ?

Anekdot : Rapin doğduğu amerikada bile durum bu eskiden sorunlarını anlatan insanlar şimdi kıç sallamakdan bahsediyor bizim ortam niye uzak kalsın örnek alıyolar Kahkaha hoşlarına gidiyor galiba yada ekmek parası lazım bunlara… Ve umrumda da değiller ya onu yapmak istiyolarsa onu yapsınlar ben işime bakıyorum.Merak ediyorum da yaptıklarından zevk alıyolarmı acaba

m_p : Özellikle merak ettiğim bişeydir ki… Bu sırf ”moda:rap” diye hareket eden zihniyetlerin ahkam kesmek ya da işin hakkını vererak yapıor gibi tavır takınıp ve aynı şekilde yorum yapanları çok haddizce ve aslında diğer yandan komik buluyorum..Ve aslında işin en komik yanıdır ki yapılana karşılık şakşakçılık dediğimiz şey…Hep söylüyoruz ya işini yapıor ama ne kadar yapıor ben de diyorum ki dinliyor da ne kadar dinliyor , ne kadar dğru ne kadar bilerek yorum yapıor ?! …Bütün bu olanlara bakınca yolunda gitmeyen bişeyler ve başına buyruk bir tablo görüyoruz aslında.İşini gerçekten;içinden geldiği için yapan biri olduğunu bilerek soruyorum;rahatsız olunması gereken bir durum diil midir; aslında bu dinletenden ziyade dinleyende de var bişey bence.. Neler söylemek istersin ?
Anekdot : Dinleyen adam isme göre dinlemesin önce bizim ortamda su var bi ismimi sevdim tamam yaptığı her parça süper bırakın bunu ya ismi bi kenara bırakın o bu su kim olduğu önemli değil güzel bi şarkımı yapmış dinle kardeşim.Sevmesende adamı güzel yaptıysa dinle tabi severek dinlediğin adam hep farklı gelir ama kulagınla sağlam dinle önce sağlam bi dinleyici ol ne anlatıyo bi anla.Bide ayrımı seven bi milletiz illa bişeyde ayrım yapıcaz rapde yapmayın saygı gösterin müzik yapan adamlara işinin hakkını verenlere.
m_p : Birçok albüm ve track çalışman oldu, ft’ler,konuk olduğun çalışmalar … Birlikte çalışılan kişilerde özellikle destek olmak adına,sırf destek olsun diye iyi de olsa kötü de ayırım yapmadan torpil geçmek ne kadar doğrudur sence;bu anlamda seni ve rapini örnek alanlar için neler söylemk istersin ? Çünkü serzenişte bulunabiliyorlar çoğu zaman,biz işte x kişiyi seviyoruz ama bizim bi elimizden tutmadı destek olmadı filan diye =))

Anekdot : Çok beğenirsem Yetenekli adamla yaparım yada çevremdeki yetenekli çocuklarla çunku onların yeri ayrı.Ama ne olursa olsun kardeşim olsa dai kendini geliştirmeden parça yapmam.Bana okadar demo geliyor geri çevirmem zaman ayırırım merak ederim adamı dinlerim feat atmak sadece destek olmak da değildir eksik gördüğüm arkadaşlara şurda şunu yap mixde şunu yap da derim.Bide şu mevzu var artık belli bi noktaya gelmiş mc ler para istemeli abi adamlar senelerini vermiş ordan burdan maddi manevi kendinden ödün vermiş hakkını almalı.Bende ücret talep ediyorum ben stüdyomu kurarken kendi paramla kurdum kendi emeklerimle yaptım zamanımı harcıyorum.Kimse laf etmesin para isteyen adama müziğimizi yapabilmek için maddiyat şart bi yerden sonra yeri gelince anlarlar zaten.
Ben başlarken kimse bana yardım etmedi başkasına güvenceğine önce kendi raplerine güvensinler.

m_p : Son olarak;birini yermek adına diil elbet,birilerini örnek almak adına da diil  ama şuanki olağan rapin,ortamın dışında nasıl bir yol, rap müziği daha kabul kılardı yaşadığımız ülkede sence ?
Anekdot : Rap müziği sevdirmek zor bu ülkede anca arabesk rap denen şeyi yaparsın bi bakarsın her telefonda çalar.Kültürümüz arabesk zamanla bu değişir anca hergeçen zaman dinleyci kitlesi ve müzik değişiyor kalitelişiyor sonuc olarak yaşadığımız bu ülkede rap zamanla kabul kılar..

m_p : Çok teşekkür ederim vakit ayırıp bu kadar samimi cevaplar verdiğin için ve içinden ne geçiyorsa gelebilicek eleştirilere rağmen bizlerle paylaştığın için..Umarım gerekli şekilde ve olması gerektiği gibi algılanır…Herşeyin içinden ve aklından geçtiği gibi olması dileğiyle … Sitemiz ve üyelerimiz adına çok teşekkür ediyorum Emrah..Rapin susmasın ve kulaklarımızda ol dileriz =))

Anekdot : Ben teşekkur ederim susmamı beklemeyin zaten sağlıcakla kalın…
m_p : Sende,teşekkürler…

Post to Twitter Twitter'da Paylas Post to Delicious Delicious Post to Digg Digg This Post Post to Facebook Facebook Post to MySpace MySpace

Bozuk Plak ve Gramafon

14 Ocak 2010 Yazan admin  
Kategori Genel, Röportaj

Bozuk Plak ve Gramafon albümü ile müzikseverlerle buluşan Dramelodi (Sorgu, Kodes, Habs-i Nefes) ekibiyle son albümlerinin üzerine bir röportaj gerçekleştirdik. Albümün satır aralarını, sertleşen yanlarını, genel düşüncelerini konuştuğumuz Dramelodi ekibinden bir de yeni projeleri Çivi hakkında bilgi aldık. Sizleri albüm üzerine gerçekleştirdiğimiz röportaj ile baş başa bırakıyor, keyifli okumalar diliyoruz !


Yeni albümünüz “Bozuk Plak ve Gramafon” u kısa süre önce tamamladınız. Albümün hazırlanma sürecinden ve perde ardındaki isimlerden bahseder misiniz ?

Sorgu: Albüme aslında yaklaşık 1 yıl önce yapmış olduğumuz “Arbede” ve “Sis” parçalarıyla başladık. Ama daha sonra bir durulma oldu. İş ve okul durumlarımızdan dolayı yaz aylarına kadar üstünde duramadık. Tabi bu sırada albümün altyapılarını hazırladık, düetlerde yer alacak isimleri belirledik, her şeyden önemlisi psikolojik olarak hazırlandık. Bence albümün geneline bakıldığında gerçekten oldukça üzerlerinde yoğunlaşarak hazırladığımız parçalar olduğu anlaşılacaktır. Daha sonra da yaz aylarında kayıtlara başlandı, düetler yapıldı, teknik düzenlemelerin bitmesiyle beraber de servis ettik. Albümün yapım aşamasında bizi en fazla zorlayan etken zamansızlıktı. Dediğim gibi albüme yoğunlaşmak için gerekli zaman dilimini çok nadir buluyorduk ve o yüzden geciken bir albüm oldu. Perde arkasında yine sevdiğimiz dostlarımız, aynı zamanda underground’ın önemli isimleri bulunuyor. Da Poet, Sansar, Raziel, Grejuva gerçekten özveri göstererek düetleriyle yanımızda oldular. Peak Pro. Ekibinden Can Kazaz’da her zamanki gibi kişisel olarak prodüksiyon desteğini gösterdi bir parçada ve bence en fazla ilgi çekmesi gereken kişilerden biriyse Yüce’ydi bu albümde çünkü Habs-i Nefes kadar onun da beati bulunuyor ve o bu işi yapmaya devam ettiği sürece de onun kapısını çalacağız çünkü gerçekten çok yetenekli ve tarzı olan bir beatmaker. Uzun lafın kısası hayırlı olsun uzunca bir süre dinlenmesini diliyoruz desteğini gösteren herkese de teşekkürler.

Albüm bayağı bir ilgi le karşılandı. Siz gelen tepkilerden memnun musunuz ?

Kodes: Kemikleşen bir Dramelodi dinleyicisi var ve o dinleyiciden aldığımız reaksiyon çok güzel. Albüme gelen ilgi ve sadece hiphoplife olarak baz alırsak ulaştığımız download sayısı da bunun bir göstergesi. Sevmeyen kişilerin de kendine göre bir sebebi vardır ama bir albümü albüm zihniyetiyle dinleyebilen herkes istediği tadı alacaktır diye düşünüyorum.

Sorgu: Ve yine bunun yanı sıra Dramelodi kitlesi dışından da olumlu tepkiler gördük benim en hoşuma giden nokta buydu. Çünkü ben kitle müziği yapmaktan yana değilim. Beğeni oranını arttırmış olmak beni mutlu etti açıkçası.

Habs-i Nefes: Albüme olan ilgi gerçekten çok güzel. Olumlu olumsuz, bizi geliştirecek tüm yorumlar için de ayrıca teşekkür ederim kendi adıma. Her seferinde daha iyiye gittiğimizi düşünüyorum kalite açısından. Bizi takibe devam.

Albümü satacağınız söyleniyordu fakat bir anda internete verildiğini gördük. Fikrinizi değiştiren ne oldu ?

Kodes: Albümü elden satmanın zorluğu, insanlara ulaştırmak, tanıtım partisi ve albümün ticari yönünü kısıtlayan internet, satmamamızın başlıca sebepleriydi. Bandrol içinde herhangi bir şirketin şuan için istediğimiz zemini hazırlayamayacağını düşündük. Ayrıca hepimizin farklı şehirlerde hayatını sürdürmesi tüm bu takibi zorlaştıracaktı.

Sizleri herkes melodi ve melankoliyi harmanladığınız tarzınız ile tanıdı ve bu albüme kadar tüm albüm konseptleriniz de bu yöndeydi. “BPVG” albümünde ise önceki albümlerinizde rastlayamadığımız bir sertlik görüyoruz. Neden bu albüm böyle oldu, tarzınızda bir değişime mi gidiyorsunuz ?

Sorgu: Tarzımızda radikal bir değişme olmadı, olmaz da zaten. Biz yine nabza göre şerbet vermeye devam edeceğiz. Baktığınız zaman 17 parçadan oluşan albümde farklı parçalarında yer alması gayet normal. Ülke olarak da sancılı dönemlerden geçtiğimizi düşünüyorum ve duyarlı insanlar olarak ister istemez bundan etkileniyoruz. Ben bu albümdeki sert söylemlerin bir kısmını da buna bağlıyorum.

Kodes: “BPVG” ile diğer albümlerin arasında uçurum olduğunu düşünmüyorum. Dünya bile günden güne değişirken Dramelodi’nin hep aynı yerde durması, her albümde aynı sound ile dinleyicinin karşısına çıkması beklenemez. İlk albümlerde etkilendiğimiz ve müziğimize harmanladığımız melodiler şuan haz vermiyorsa yeni melodiler keşfetmişiz demektir. Bunlar eskilere nazaran biraz daha sertse bu bizim tercihimiz. Ama yine de herkesi her albümde beklenen o melankolik atmosferden mahrum bırakmamaya çalıştık. Dinleyiciler içini ferah tutsun herkesin keyif alacağı parçalar yapmaya devam ediyoruz.

dramelodi hiphoplife rop1 buyuk Bozuk Plak ve Gramafon

Melankoliden battle’a kaymaya başlamanızın yanı sıra önceki albümlere nazaran “BPVG” ile argoyu da fazlalaştırdığınızı görüyoruz ?

Kodes: Argo bu müziğin özünde var. Sınırı aşmadan bunu bir tepki çeşidi olarak kullanmayı, underground parçalardaki bu rahat tavrı seviyoruz. Bu güne dek yaptığımız her parça da yaşantımızdan kesitler var. Argo da benim ve tüm insanların hayatında bir yere sahipse herkese keyifli dinlemeler diyorum.

Sorgu: Eklemek istiyorum ki melankoliden battle’a doğru genel bir kayma da asla yok bizde. Öyle bir ayrım da yok yani. Albümün en içten duygusal şarkılarından Mayi’de de argo ve küfür var. Bu bence doğallık ve bu müziğin en büyük gücü olan serbestlikten kaynaklı bir durum.

Polisle kovalamaca içerisinde olduğunuz “155″ parçasında sürükleyici bir hikaye anlatıyorsunuz. Nasıl doğdu bu parça ve olası bir tepkiden çekindiniz mi ?

Sorgu: Şarkının konsepti belirlenmemişti ki ben beati üzerinde çalışıyordum. Öyle bir altyapı çıktı ki meydana elim kaleme gitti ve direk kendimi illegal bir adam gibi hissettim. Konuyu o gün benim yazdığım sözler belirledi ve her şeyi gelişi güzel tasarladım yani önceden bir hikaye yazmadım tamamen altyapının verdiği ruh haliyle yazdım sözleri. Daha sonra da Kodes dinledi onun da çok hoşuna gitti ve böyle kolektif şekilde suça ortak oldu mecazen (: Aslında bu parçada No.1 de yer alacaktı ama askerliği dolayısıyla kayıt alamadı maalesef. Herhangi olası bir tepkiden de çekinmedim.

Kodes: Ben çekinmedim değil ama Sorgu’nun gamsız tavırları içimi rahatlattı (: “Doğu Ekspresi” albümünde de “Oda Hapsi” parçasıyla dinleyiciye bir hikaye sunmuştuk.

Kandan Adam’da “g.tünü kurtaran Che Guevera değil ki Atam” diyorsunuz. Devrimci gençlere yönelen bu tepkinizin kaynağı nereden doğuyor ?

Kodes: Ben sadece bu ülkeyi yoktan var eden bir insanın, Atatürk’ün devrimi bir Türk gencine daha fazla ilham vermeli diye düşünüyorum. Yoksa kimsenin inancına, değerlerine ya da idolüne karışma niyetinde değilim. Naçizane fikrimi belirttim o cümlede.

Sorgu vs Kodes’te bir rekabet görüyoruz. Müzik yaşantınızda şakayla karışık da olsa bir rekabetiniz söz konusu oluyor mu ?

Sorgu: Yok ne birbirimize yansıttığımız bir rekabet söz konusu ne de içten içe bir yarışta olduğumuzu veya olacağımızı düşünmüyorum. Zaten Dramelodi yek vücut olarak algılanıyor bana kalırsa kimse Sorgu vs. Kodes diye ayırmıyor yani. Ama bu şarkıda da farklı vokal yeteneklerimizi konuşturduğumuz için böyle bir konsept oldu. Dinleyenlerde kendilerine göre bir galip arayabilirler bunda serbestler ama bu rekabet sadece şarkının isminden ibaret.

Kodes: Rekabet söz konusu değil. Biz bir ekibiz ve aramızda yarıştan çok dayanışma var.

Albümde battle konseptli, anlatmak istediğinizi dolandırmadan argo kelimelerle anlattığınız şarkıların yanı sıra “Çöl”, “Neyse” gibi simgesel anlatımlara başvurduğunuz şarkılara da rastlıyoruz.

Sorgu: Çöl şarkısının konseptinde bir parça yapmayı parçanın altyapısı henüz yapılmamışken düşünüyorduk. O soyutlukta ve özgür simgesel bir anlatıma sahip bir parça yapmayı çok istiyordum ben de. 25th Hour (25. saat) filmini izledik bir gün Kodes’le ve şarkının başında skit olarak kullandığımız monolog bizi derinden etkiledi ve budur dedik. Ben de o sırada bir beat yapıyordum ve “Çöl” şarkısı o monolog, o beat ve vokallerimizle birlikte ortaya çıktı. Tamamen kendimize has bir parça olarak dinleyenler tarafından beğenilmesi de bizi ayrıca mutlu etti.

Kodes: Neyse’nin örneklerini gelecek albümlerde de göreceksiniz. Parçalarını severek dinlediğim bir metal grubundan sample kestim. Tipik Dramelodi parçası olmanın dışında aslında deneysel bir çalışma. Funk ritimlerini, abstract beatleri yeni albümlerde de dinlemeye hazır olun. Ayrıca “Çöl” e ışıklar sönükken uzanmayı deneyin ; )

dramelodi hiphoplife rop2 buyuk Bozuk Plak ve Gramafon

Habs-i Nefes vokallerde eşlik etmediğinden biraz arka planda kalıyor. O rahatsız mı bu konudan ?

Habs-i Nefes: Bu soru daha önce de sorulmuştu aslında. Bu benim istediğim bir durum. Geri planda olmayı seviyorum. Vokal olarak da bir katkım olmadığı için geri planda olmak zor olmuyor. Sözler söylenmek isteneni direkt söyler. Müzikse dinleyenin söylemek istediklerini açığa çıkarır. Birazcık buna katkım oluyorsa geri plandan onları izlemek keyifli olur diye düşünüyorum.

Habs-i Nefes Dramelodi dışındaki isimlere beat veriyor mu veya teklif geliyor mu ?

Habs-i Nefes: Dramelodi dışında çalıştığımız arkadaşlar oluyor tabii ki. Tümüyle bir albüm teklifi geliyor çoğu zaman ama ona vaktim yok şimdilik. Space’ime ara ara ekliyorum beatlerimi. Oradan verdiğim beatler oluyor. İsteyenler ordan takip edebilir.

Önceki albümlerde melankoli tabanlı melodik ritmler daha ön plandaydı ve sample’lar da buna göre kesiliyordu. Bu sefer battle’a bir kayma olduğu için 6-7 albümdür süre gelen alışılmış melodiler bir kenara koyulup da farklı tarzda beatler’e kaymak zor oldu mu ?

Sorgu: Artık Dramelodi yaptığı melankolik şarkılarında da farklılık arıyor zaten. Bence daha farklı soundlar duymak dinleyenler adina iyi bir durum.

Kodes: Aslında Dramelodi’den önce çıkarttığımız solo albümlerde bile battle parçalar vardı. Biz asla tek bir stil üzerinde yoğunlaşmadık. Önceki röportajlarda da söylemiştim. Müzik bana göre insan psikolojisiyle derinden bağlantılı ve içinde bulunduğunuz ruh haline göre ürettiğiniz parçalar farklılaşabiliyor. Bizde buna biraz şekil verdiğimiz zaman o albümün havası, konsepti kendini belli ediyor. Biz çizdiğimiz çizgiden uzaklaşmadan insanlara farklı melodiler sunmayı seviyoruz. Neyse’nin yanına bir 155 yada Türk Rapi Çeteleri fena mı oldu?

Habs-i Nefes: Aslında şu türden bu türe geçtik demek yanlış. Bizi takip edenler biliyor her tarzdan şarkılarımız var. Albümlerde ağırlıklı olan tarzla anılıyoruz. Ruh haline bağlı bir yerde. Bu albümde biraz daha sert oldu. Diğer albüme ne olur ben de kestiremiyorum.

Habs-i Nefes’i ilerde vokallerde de görebilecek miyiz, üçünüzün de yer aldığı bir kayıt gerçekleştirmeyi hiç düşündünüz mü ?

Habs-i Nefes: Bunu ben hiç düşünmedim. Ama sırf eğlencesine aramızda yaparız belki bir gün. Yoksa vokallik gibi bir marifetim yok şimdilik.

Sizleri hiç bir video klip çalışması ile görmedik. Bu albüm için düşündüğünüz bir çalışma var mı ?

Sorgu: Klip projemiz var ama henüz kesin bir şarkı ve zaman söz konusu değil. Ama büyük ihtimalle bu kış ayları içerisinde bir klip bekleyin bizden.

“Drumental” adında instrumental bir albümünüz bulunuyor. Bu serinin devamını getirmeyi düşünüyor musunuz ?

Kodes: Drumental Vol.1 ilk 5 albümün en favori beatlerinden oluşan bir derlemeydi. Drumental Vol.2 de 10. Dramelodi albümünden sonra kulaklarınızda olacak.

Habs-i Nefes: Tabi ki olabilir. Sözler kadar müzikler de bizi yansıtıyor. Söz olmadan dinlenebilen müzikler yapabilmek çok güzel. Bunu başardığımız beatleri albüme toplayabiliriz. Arkadan gelen hevesli yeni başlayan arkadaşlar da bunları kullanıp denemelerle kendilerini geliştirir.

Bir ara bandrollü düşünceleriniz vardı. Bu düşüncelerden ve hangi aşamada olduğundan bahseder misiniz ?

Sorgu: Bandrollü bir albüm yapmak maalesef bizim irademiz dışında bir olay. Dramelodi olarak internete verdiğimiz hangi albüme bandrol basılıp satışa sunulamazdı? Ama herkesin anlayabileceği nedenlerden dolayı bu bir türlü gerçekleşmiyor. Türkiye’de sağlam bir müzik piyasası zaten bulunmuyor. Medet umduğumuz insanlara yapımcılara medyaya bir bakin. Hangisi bu müziğin ciddiyetini kaldırabilecek kapasitede ki? Bence kendi piyasamızı kendimiz yaratmaya çalışmalıyız. Bunun için de daha zamanımızın olduğunu düşünüyorum. Ortada en büyük gereklilik olan maddiyat dışında yaratılmış bir rap müzik piyasası zaten bulunmakta. Umarım bu piyasayı canlandırabilecek vizyon sahibi insanlarla karşılaşırız da hayallerimiz gerçekleşmeye baslar. Kişisel olarak konuşmak gerekirse, bandrollü albümümüzü ilerleyen zamanlarda kendimiz de çıkartabiliriz.

Yakın zamanda gerçekleştireceğiniz yeni projeler var mı ?

Kodes: Dramelodi’nin yan projesi “Çivi” 2010 yılında dinleyicilerle buluşacak. Ayrıca uzun zamandır “Dram ve Melodi” karması adı altında bir toplama albüm projemiz vardı onu yapabiliriz.

Sorgu: En yakın proje olarak da 2010 yılının başlarında bir maxi single yayınlayabiliriz. Yani orijinal şarkıların, remixlerin, enstrumental ve acapellaların bulunduğu bir çalışma olabilir.

Eklemek istediğiniz bir şey var mı ?

Dramelodi: Hiphoplife ailesine ve tüm takipçilerimize saygılar, sevgiler.

Full Album: Dramelodi Project – Bozuk Plak ve Gramofon
Alternatif Yansı: Dramelodi Project – Bozuk Plak ve Gramofon

Multimedya: Dramelodi Project

Online: www.dramelodi-project.com
MySpace: www.myspace.com/dramelodiproject
MySpace: www.myspace.com/kahradram
MySpace: www.myspace.com/sorgusatire
MySpace: www.myspace.com/habsinefes

Post to Twitter Twitter'da Paylas Post to Delicious Delicious Post to Digg Digg This Post Post to Facebook Facebook Post to MySpace MySpace

Dj No Frost Röportajı

14 Ocak 2010 Yazan admin  
Kategori Röportaj

Türkiye’de dj’lik kavramını yaptığı kaliteli işlerle yeniden sorgulatan ve son olarak “Air Frost” adlı albümünü dinleyicilere sunan Dj No-Frost’un, Reset Magazin’e verdiği röportajı sizlere sunuyoruz. Röportajda gerek ülkemizdeki müzik piyasasına dair notlar, gerekse dj’liğin piyasadaki konumu, doğruları ve yanlışlarını yansıtan tespitlere rastlamak mümkün. Keyifli okumalar.

İlk başta müziğe nasıl başladığı anlatarak başlar mısın kendini tanıtmaya?

Eskiden breakdance ile uğraşıyordum, o dönemler tabii ki bunlarla ilgili video kasetler vardı. Ben bu videolardaki dansçıları izlemek yerine daha çok arka fonda çalan müziklerle ilgileniyordum. Bu ilgi daha sonra bir tutkuya dönüştü ve müzikleri araştırmaya başladım, ilk plaklarımı almamla da bu işe ciddi anlamda başlamış oldum.

Özellikle müziğin dj kolunu -ve hatta hip hop dj’liği- seçmende seni tetikleyen önemli bir faktör oldu mu acaba?

Wild Style filmindeki Grandmaster Flash’ın sahnesi, Grandmixer D.St.’nin ”rockit”i, technics 1200mk2′ler bana ilham veren ve bu işe başlamama neden olan temel şeyler diyebilirim.

Çalışmalarında old school müziğe olan yatkınlığın göze çarpıyor. Bunun yanında daha fazla türlemeleri de içeriyor setlerin. Sen yaptığın müziği nasıl bir eksen üzerinde değerlendiriyorsun, anlatır mısın biraz?

Evet bir old school sevdası var. Ama bunun yanında r&b, funk, 70 & 80 disco, rare grooves, new school hip hop, bossa nova ve latin müzikleri ile yakından ilgileniyorum.

Türkiye’de bir dj’i nasıl nitelemek gerekiyor. Düz bir tanımlama yapmak doğru mudur mesela?

Dünyadaki olayları tam anlamıyla takip etmeyen, kendini geliştirmeyen olarak tanımlayabilirim.

Türkçe Rap’e dönersek, dj icraatlarında özellikle mainstream olarak bir sıkıntı yok, ama underground pozisyonunda üreticilerin hem sayıca hem de teknik olarak yeterlilikleri tartışılabilecek boyutta. Sen bu durumu özellikle Türkçe Rap özelinde nasıl değerlendirirsin?

Ülkemizde gerekli ekipmanlar pahalı olduğu için henüz tam anlamıyla bir dj’lik kültürünün oluştuğunu sanmıyorum. Bir de çoğunlukla gördüğüm şey, daha alfabeyi öğrenmeden cümle kurmaya çalışan çok dj var ne yazık ki. Her şeyin bir sırası vardır. Önce temelden başlarsın, sonra sırayla üstüne kat çıkarsın. Her şeyde olduğu gibi dj’likte de böyle bir yolun izlenmesi kanaatindeyim.

nofrost resetmag1 buyuk Dj No Frost Röportajı

Türkiye’den ve yurt dışından beğendiğin, takip ettiğin meslektaşların var mıdır?

Jazzy Jeff, Cash Money, Kid Capri, Kenny Dope, Evil Dee, J-Rocc, Danny Dan gibi…

Son olarak “Air Frost” isimli 90′lar konseptini barındıran mixtape’ini çıkardın. Biraz bahseder misin bu albümden?

Bu mixtape’i herkesin bidiği 90′lar şarkılarından oluşturdum, şarkıları daha kısa tuttum, toplam 30 dakikalık bir mixtape oldu. Bu mixtape’deki seti aynen canlı şekilde çaldığım bir video da kaydettik. İnsanların yolculuk esnasında ya da boş bir anlarının olduğu zaman dinleyebilecekleri, sıkmayan, keyifli bir mixtape oldu diyebilirim.

Türkçe Funk şarkılarına dair bir mixtape hazırlayacağını da biliyoruz. Ne zaman görebileceğiz bu albümü?

Aslında biraz zor gibi görünüyor şu an; çünkü topladığım kayıtların bir çoğu ses kalitesi bakımından kötü. Daha temiz olan kayıtlarını bulamadıkça bu mixtape’i tamamlamam zor.

Peki hedeflerinden bahsedelim şimdi de. Neyi amaçlıyorsun, özellikle Türkiye piyasasında olanakları göz önüne alarak anlatır mısın biraz bunları?

Dj’lik bakımından Türkiye’de insanların yaptığım olayları kavramasını istiyorum. Daha bilinçli bir dinleyici kitlesi oluşturabilirsem, insanların vizyonlarını az da olsa geliştirebileceğimi düşünüyorum, bir taraftan da plak toplamaya çalışarak yapmak istediğim sampling ağırlıklı müzik için kendime temel oluşturuyorum.

Şimdi takipçilerini MySpace sayfana yönlendiriyoruz. www.myspace.com/djnofrost Son söz sende tekrar?

Reset Magazine’e, desteğini esirgemeyen, beni dinleyen ve takip eden herkese saygılarımı ve sevgilerimi sunuyorum. Teşekkürler.

Oylum Tanış
Reset Magazine

Multimedya: Dj No-Forst
MySpace: www.myspace.com/djnofrost

Post to Twitter Twitter'da Paylas Post to Delicious Delicious Post to Digg Digg This Post Post to Facebook Facebook Post to MySpace MySpace

Müzisyen Ego İle Çalışır

13 Ocak 2010 Yazan admin  
Kategori Röportaj

Kısa süre önce yayınladığı Vanbilderass single’ı ve Sirayet ile beraber hazırladığı Rutin albümüyle adından söz ettiren Ağaçkakan ile kendisini ve düşüncelerini daha yakından tanımanız için bir röportaj gerçekleştirdik. Kendisine, müzik yaşamına, kaydettiği ancak yayınlamadığı albümlere, Rutin ve Vanbilderass projelerinin detaylarına, gelecek projelerine ve düşüncelerine değindiğimiz röportaj da Ağaçkakan dinleyicileri için yeni projeler hakkında da bilgi aldık. Röportajın yanında Hiphoplife takipçilerine bu keyifli röportajı okurken arka fon boş kalmaması için bir de yayınlanmamış bir Ağaçkakan MP3′ü sunuyoruz. Keyifli okumalar ve dinlemeler dileriz !

Seni tanımayanlar için kendinden, müzik hayatından ve bugüne kadar ki çalışmalarından bahseder misin ?

Burkay Yalnız. Ağustos 1989 Ankara doğumluyum. Eğitim sürecinin ilk aşamasını Samsun’da tamamladım. Benim için son aşama üniversiteydi, Kimya Mühendisi olmak için de Eskişehir’e taşındım. Mühendislik konusunda artık bir ilerleme kaydetmeyi düşünmesem de, eğitim dönemim bir şekilde devam ediyor.

Müzik hayatım, 2004 yılında başladı. İlk başladığım zamanlar çok fazla kafa yoramıyordum üzerinde. 2008 yılında ilk solo albümüm “Bant Kaydı”nı, 2009 yılının başında da “Gringo ve Gökkuşağı”nı tamamladım. Özellikle “Bant Kaydı” benim için bir şeylerin tamamıyla netleşmesine yarayan albümdür. Ama herhangi bir internet portalında paylaşıma sunmadım. Bunun nedeni ise tamamen benimle alakalı. Müzikte kendimi eğitme şekli olarak bunu benimsedim. Daha çok dinleme ve algılama üzerineydi bu bekleyiş. Böylelikle, uzun süre boyunca kendi kendime müzik yaptım, yavaş yavaş da paylaşım safhasına geçmeye başladım.

Ağaçkakan oldukça ilginç bir lakap. Neden bu lakabı kendine uygun gördün ?

Ben öyle düşünmüyordum ama dediğin gibi ilginç diyenlerde, başka sıfatlar yakıştıranlarda oldu. Eleştirinin dozu önemli değil elbette, nasılsa dinleyici elindeki kırbaçla rastgele vurabileceğine inanıyor.

Çok basit bir hikayesi var. Sadece saçlarımın dağınıklığından dolayı annemin bana küçükken taktığı bir lakaptı. Bunun yanında okuduğum bir kitabın da bu kelimenin benim için taradığı alana çoğaltıcı etkileri oldu. Bende bir giysi giyeceksem bunu giymek istedim. Yakıştığı için değil, içinde rahat olduğum için :)

agackakan rop1 buyuk Müzisyen Ego İle Çalışır

Geçtiğimiz günlerde No Call Recently adı altında “Rutin” albümünü internete sundun. Albümün hazırlanma sürecinden bahseder misin ?

Çok planlı olmadığını söyleyebilirim. Sirayet ile beraber yapacağımız başka bir proje üzerinde çalışırken aradaki alışverişler sırasında spontane ortaya atılmış bir fikirdi. Biz de çok iyi uyum sağlayabileceğimizi düşünüp projeyi hızlandırdık. Albümün altyapı ve lirik süreci aslında çok kısa sürdü. 1.5 ay gibi bir sürede tamamlamıştık fakat prodüksiyon ile ilgili bazı aksaklıklardan dolayı geciktirmek zorunda kaldık. Bunun yanında yaşadığımız şehirlerin farklı olması bizi bayağı zorladı. Albümün başlangıç ve bitiş aralığında Sirayet ile yalnızca bir kez görüşebildik mesela.

Albüm büyük beğeni ile karşılandı. Sen Rutin’in bu kadar tutacağını tahmin etmişmiydin ?

Açık konuşmak gerekirse etmiştim. Müzisyen, ego ile çalışır ve bu en samimi olanıdır. Eğer bir sanatçının kendi yaptığı iş onu tatmin etmiyorsa, egosunu doldurmuyorsa, dinleyiciden olumlu bir tepki beklememeli. Olumlu tepki aldığında ise, samimiyetinden şüphelenmeli. Aslında, her sanatçı önce kendi için müzik yapar. Dinleyici ise daha sonra gelir. Buradan çıkacak sonuç şu; biz Rutin’i tamamladığımızda kendi kendimizi tebrik ettik. Bunu yapabildiysek, daha güzel ne olabilir ki ?

Rutin’den önce 2 albüm çalışman daha bulunuyor ancak onlar büyük bir kesim tarafından hiç duyulmamıştı bile. Sence bu albümde ne değişti de bu denli göz önüne geldin ?

Bunun ana sorunu benim paylaşım konusunda biraz özürlü olmam.”Bant Kaydı” ve “Gringo ve Gökkuşağı” albümleri tamamen kendim içindi. Başka hiçbir şey düşünmemiştim yaparken. İki albümde de oldukça bencildim, bu yüzden tepsiyle ben sunmayayım, biri gelip cebimden çalsın istedim. Çalanlar da oldu. Mypsace üzerinden bana ulaşan arkadaşlara, talepte bulunan arkadaşlara ben kendi elimle göndermeye çalışıyorum albümleri, internet sitelerine vermemek koşuluyla : ) İnternet üzerinden yayınlanan ilk çalışmam Zet’in “Sûkut” albümüne verdiğim düetti, daha sonra “Rutin” geldi. Göz önüne gelme nedeni olarak şunu söyleyebilirim, ben yaptığım “ilk” işlerle çıkmadım dinleyicinin karşısına, kendi kendimi yargıladım uzun bir süre, sonra da bir birikimle birlikte paylaşmak istedim.

Sirayet ile tanışma ve beraber çalışma süreciniz nasıl gelişti ?

Basitçe, myspace üzerinden karşılıklı mesajlaşmayla başladı. Sirayet de o dönem hazırladığı albümünde bir parçada eşlik etmemi istedi. İkimizde beraber çalışılacaksa tarafların birbirini tanıması gerektiğine inanıyorduk. Böylece arkadaşlığımızda aşırı bir hızla büyümüş oldu.

Biraz önce de bahsettiğim gibi, farklı şehirlerde olmanın dezavantajı vardı ama biz frekansı çok iyi yakalaşmıştık ve bu enerjinin aksamasına da hiç izin vermedik. Sürekli yeni fikirlerle, donanımlarla da taze tuttuk aradaki akışı. Aramızdaki güzel bir trafik olunca da, hiç şüpheye düşmeden albümün yapımına karar verdik.

agackakan rop3 buyuk Müzisyen Ego İle Çalışır

Sigara, kahve gibi öğeleri çok sık kullandığını görüyoruz. Hatta şarkı ismi olarak bile karşımıza çıkıyor. Sebebi günlük hayatta fazla kullandığından mı kaynaklanıyor ?

Günlük hayatta fazla tükettiğim besinler, evet. Fakat, parçalara yansıması bu şekilde gelişmedi. Albümü oluştururken kafamızda bir karakter-adam yarattık. Bütün karakter özelliklerini, dış görünüşünü, hobilerini, alışkanlıklarını da üzerine yapıştırdık. Bizim kafamızda; sigara ve kahveyi seven, gözlük takan, gömlek giymekten hoşlanan bir adam oluştu. Sonra da bu adamı anlattık. Benim de kahve ve sigara seviyor olmam sadece bir rastlantı. Bahsi geçen adamla hiç tanışma şansımız olmadı. Ben onu çok iyi tanıyorum, o beni hiç tanımıyor.

Şarkı adlarına baktığımızda da hep eşya isimleri görüyoruz. Bu seçimin kaynağı neye dayanıyor ?

“Eşyalar kendileriyle değil, sahipleriyle yaşarlar. Kendilerinde saklı olan işlevleri ve anlamlarıdır. Fakat halleri ait oldukları kişiden türer.”

Her eşyanın üzerine dikilmiş bir karakteri vardır. Bunlar da dahili zamanlarda değil, sahipsiz oldukları anda derilerinin üzerine çıkar. Sahibi yokken bir hiç, hiçken ise aslı ortaya çıkıyor. Anlatmaya çalıştığımda buydu.

Rutin, reklamlardan hatırladığımız rutin bir hayatı konu eden bir skit ile açılıyor. Bu skit belki de albümün konseptini özetlemiş. Albümün konseptini belirlerken ve skit’i seçerken kendi hayatından mı esinlendin yoksa toplumsal bir sorunu mu göz önüne getirmek istedin ?

Toplumsal bir kaygı ya da tespit kesinlikle barındırmıyor albüm. Elbette bu toplumun geneline dağılmış bir durum olabilir. Bakın durum diyorum ki; biz albümde rutinliğin hiçbir negatif yanı olmadığını vurguluyoruz. Ya da toplum yerine, bireye indirgersek, çok insanda görülmesi toplum sorunu etiketini yapıştırmaz diye düşünüyorum. Rutini sevmek, bir anti-toplum duruşudur zaten.

Yol’da tek taraflı sitem dolu bir telefon görüşmesini dinliyoruz. Hikayesi nedir bu görüşmenin ?

Güncenizi herhangi bir sayfasını kendinize okuduğunuzu düşünmeniz yeterli.

Benim kafamda bırakılan telesekreter mesajının; ileticisi de aynı adam, alıcısı da. Parçanın hemen başında bir numara çevriliyor -ki olayı gerçekçi kılmak için orada benim eski bir telefon numaram tuşlandı.- ve sonrada mesaj bırakılmaya başlanıyor. Mesajın içeriği ise, içsel bir eleştiri. Yani yukardan düşende, düşeni tutan kaldırım da aynı adam.

agackakan rop6 buyuk Müzisyen Ego İle Çalışır

Gömlek’te beraber yaşayan bir kadın ve erkeğin yaşamlarından kesitlere, hayatlarının nasıl değiştiğine tanık oluyoruz. Ne anlatmak istedin bu parçada ?

Parça üç perdeden oluşuyor. Perdeler değiştikçe de arka plan sabir kalırken, objeler yerinden oynuyor. Objeler günün bölümlerini temsil ederken, iç içe girmiş şekilde, adamın o an düşündükleri ve hayalinde yaptıkları duyuluyor. Kimse ne olduğunu anlamadan, tuhaf geçişler oluyor. Böyle olması gerektiğine inandığımız için de alt metnini çok sağlam tuttum elimden geldiğince. Herkes hayal kurarken aniden ormanın içinden sirke geçmiyor mu ? Hiç değilse ben geçiyorum : )

İçeriğine gelecek olursak, herhangi bir yaşanmışlıktan bahsedilmiyor. Çünkü, parçada geçen kadın figürü, ana karakterimizin kafasında oluşturduğu bir sanrı sadece. Kadının belirdiği ve yok olduğu anlarda, olmadığının farkedildiği zamanlarda ve bu sanrıdan uzaklaşmaya çalıştığı süreçte kafasından geçenleri bölüm bölüm anlatmaya çalıştık. Hikaye ise başladığı yerden biten bir döngüde devam ediyor.

Tarzın kimi kesim için özgün bulunurken kimi kesim tarafından da Karaçalı’ya benzetildi. Sen ne düşünüyorsun bu konu hakkında ?

Kanaatimce şöyle bir durum oluştu kafalarda. Spoken Word dediğimiz yazım stilini bu ülkede ilk önce Karaçalı denedi ve muhteşem işler ortaya çıkardı. Bundan sonra çıkacak olan bütün Spoken Word sanatçıları da yine Karaçalı’ya benzetilecek. Fakat bunun inatla gözüme sokulması yine de rahatsız etmiyor. Alışkanlık işte, sanırım sözlükten her kelimenin karşısına bir adam yazmak zorunda hissediyoruz kendimizi. Belki de Karaçalı da, ben de bambaşka bir üçüncünün istediklerini gözümüze kestirmişizdir, olabilir.

Birbiriyle ilgisiz kelimeleri bir araya getirerek “ekşi kokulu pazar rengi” gibi tamlamalar üretiyorsun. Bu lirik stilinin ve anlatmak istediklerinin dinleyici tarafından tam olarak anlaşıldığını düşünüyor musun ?

Hayır, düşünmüyorum. Ben müzikte “tam olarak” anlaşılmaya inanmıyorum çünkü. Ne kadar samimi bir iş yaparsak yapalım, ne kadar büyük harflerle yazarsak yazalım, kaçınılmaz bir şekilde öznel öğeler katıyoruz. O an akıldan geçenler saniyeler içinde kağıda geçmiş ve siz bile bunu fark edememiş olabiliyorsunuz, doğal olarak. Bende fark etmeye çabalamıyorum bu nedenle, daha sonradan farkedip kendim şaşırıyorum zaman zaman. Benim okumasını da yazmasını da çok sevdiğim bir üslup olduğu için bundan vazgeçmeyeceğimi rahatlıkla söyleyebilirim.

Herhangi bir şarkına video klip çekmeyi planlıyor musun ?

Planlıyorum ama gerçekleşecek mi inanın bende bilmiyorum. Oturup üzerine kafa yorduğumuz bir kaç fikir oldu ama bazılarının biz üzerine düşmedik, bazıları aksama sorunları yaşadı. Biz de “şimdilik” bu fikri rafa kaldırdık. Yine de bir hafta sonra ne olur hiçbir fikrim yok.

agackakan rop5 buyuk Müzisyen Ego İle Çalışır

Rutin’in ardından Kanada’dan Fritz Da Cat’in de eşlik ettiği bir single yayınladın. Rutin’in öncesine dayanan bu düeti neden daha geç yayınladın ?

Seninde söylediğin gibi Rutin’den çok daha önce tamamlanmış bir parçaydı. Hatta uzun bir süre myspace sayfamda da yayınlandı. Aklıma hiç bu şekilde paylaşmak gelmemişti çünkü ben Fritz’in yaptığı işi çok beğendiğim için beraber çalışmak istiyordum, o kadar. Prim gibi bir amacım olsa çoktan yayınlardım sanırım : ) Fakat yanlış hatırlamıyorsam Cengâver’in ve Sirayet’in istekleri üzerine benimde aklıma rahatça yerleşti bu düşünce. Bizde hazır hale getirip, yayınladık.

No Call “For This History’” albümü ile seriyi devam ettirmeyi düşünüyorsun. Bu albüm hakkında bilgi verebilir misin, dinleyiciyi ne gibi değişiklikler ve sürprizler bekliyor ?

Biz No Call serisini sürekli bir proje olarak görmüyoruz. Tamamen konsepte dayalı devam etmeyi düşünüyoruz. Yani “ilk etapta” bizi tatmin edecek senaryo aklımıza gelene kadar uzun bir süre sessiz de kalabiliriz. Fakat, Rutin albümü daha tamamlanmadan karar vermiştik No Call “For This History” projesine başlamaya. Göze çarpan ilk değişiklik bu albümde Sirayet ile bana ilk albüme remix parçası ile eşlik eden Cengâver katılacak. Yine 7+remix sisteminde olacak,”+remix” kısmından ise, bir hafta önce albümü yayınlanan Armonycoma sorumlu olacak.

İlk albümle en ufak bir bağlantısı olmayacağını söyleyebilirim. Ufak bir azınlık anlatılacak bu albümde ve tamamen kültür karşıtı zeminlerden yükselecek. Sert bir üslup olacak demiyorum, sert bir senaryosu var albümün.

Üçüncü senaryoyu da kafamızda tamamladık sayılır.”For This History” bittikten sonra uygun bir aralık bulursak ona da ağız burun girişmeyi düşünüyoruz. Yine de zaman kestirmek zor.

Fritz Da Cat ile nasıl irtibata geçip de bu projeyi gerçekleştirdiğinizi anlatır mısın ?

2006′da OK Cobra albümü çıktığından beri takip ettiğim bir müzisyendi zaten Fritz. Yaptığı işi çok içten ve samimi yaptığına inanıyordum, zaten tanıştıktan sonra da yanıltmadı beni. O zamandan beri aklımın bir köşesinde hep kalmıştı bu fikir. Daha sonra Ankara’ya gittiğimde, nostalji amaçlı bir kliplerini izlerken, birden aklıma geldi. İlk albümün kapağındaki fotoğrafı çeken Hazar da o gece boyunca teşvik edince ben de mesaj attım. O da eşzamanlı karşılık verdi isteğime. Zet’e projeden bahsedince ve katılmasını istediğimi söyleyince o da seve seve dahil olacağını söyledi. O dönemde Fritz albüm kayıt aşamasında olduğu için biraz sekme oldu. Yanılmıyorsam, 1 aylık bir sürede de tamamen hazır hale geldi parça.

agackakan rop2 buyuk Müzisyen Ego İle Çalışır

Bu çalışmanın yankılarını Kanada’dan da duydun mu yoksa sadece ülkemizde mi dinleyiciye sunuldu ?

Fritz ve çevresinden çok duru ve pozitif yorumlar aldım. Bana ulaşan ve fikrini birebir ulaştıran bir takım insanlar oldu, çok teşekkür ederim hepsine.”Delirium Tremens” albümü çıkmak üzere olduğu için stratejik olarak Fritz açısından albümüne yoğunlaşması daha mantıklıydı, biz de bu yönde karar kıldık.

Müzik dışında ilgilendiğin başka ilgi alanları var mı ?

Yeri geldiğinde müzik ile arasında gelgitler yaşadığım edebiyat hayatımda önemli bir yer tutuyor. Bu önemin sonucu olarak, hem kitap koleksiyonu yapıyorum, hem de bazı fanzinlerde yazarlık yapıyorum. Bunun hemen peşinden de sinema geliyor. Sağlam bir izleyici olduğuma inanıyorum ve diyaloglar konusunda hassasiyetim günden güne artıyor. Bazı kısıtlayıcı etmenleri koparıp atınca başka olarak kalan ilgi alanlarıma da daha fazla zaman harcayabiliyorum bu aralar. Bir de kahveyi de, içmeyi de çok severim.

Yakın zamanda sunacağın yeni projeler veya fikirler var mı ?

Cengâver kendi solo albümünü tamamlamak üzere, ilk ortaya çıkan çalışma o olacak sanırım. Albüme ben de bir parçayla eşlik ettim. Onun dışında, No Call “For This History” çalışmaları başladı bile. Müzikal kısmında neredeyse yarısı bitmiş durumda. Bayağı hızlı ilerliyoruz. Eğer bir sıkıntı olmazsa 2 – 3 ay içinde serinin ikinci albümünü de dinleyicilere sunacağız. Sirayet çok tuhaf bir albüm hazırlıyor. Gerek sound olarak, gerek tema olarak kaldırılması güç bir albüm geliyor yani. Bende bu albüme vokal olarak değil, diyalog kısmında katılacağım. Hazırlarken bile heyecanlanıyoruz, başka bir şey söylememe gerek yok sanırım : ) Son olarakta, uzun zamandır üzerine kafa yorduğum solo albümüm “Gravöl”e de ufaktan başladık. Kimsenin bilmediği :) “Bant Kaydı” albümünde olduğu gibi elektronik sounda döneceğim bu albümde. Aklımdayken, Ambjörnsen’e selam ederim.

Eklemek istediğin bir şey var mı ?

Bu güzel tecrübe için, sana ve bütün Hiphoplife ailesine teşekkür ederim. Herkes bakabildiğince iyi baksın kendine.

Post to Twitter Twitter'da Paylas Post to Delicious Delicious Post to Digg Digg This Post Post to Facebook Facebook Post to MySpace MySpace

Kolera Ajans 5 Röportajı

17 Eylül 2009 Yazan admin  
Kategori Röportaj

1998′de rap dünyasına adım atan Esen Özyavuz, nam-ı diğer Kolera, kısa sürede Türkiye’de rapin kraliçesi olarak anılmaya başladı.

2006 senesinde Sagopa Kajmer ile evlenen Kolera’nın biri Sagopa ile düet olmak üzere 3 adet albümü bulunuyor. Albüm dışı da birçok şarkısı bulunan Kolera şu anda Sagopa Kajmer’le birlikte bir düet albüm çalışması içerisinde.

Geçtiğimiz haftayı tatilde geçiren Kolera ile yeni albümleri öncesinde bir röportaj yapalım istedik, sağolsun bizi kırmadı.

İşte editörümüz Yusuf Cemal Öz’ün Kolera ile yaptığı röportaj:

(Resimler için tıklayınız)
(Kolera’nın son video klibi için tıklayınız)

Şu günlerde Sagopayla birlikte yeni bir düet albüm çalışması içerisindesiniz. Epey yoğun olmalısınız. Nasıl gidiyor albüm çalışmaları?

Kolera:
Gayet güzel gidiyor çok şükür. Solo albümlerimizin tadı ayrı düet albümlerimizin tadı ayrı oluyor bunu sevenlerimiz kadar biz de hissediyoruz. Birkaç şarkımız hazır, çok güzel altyapılar var. Ramazan’da kayıt yapamayacağız ama var gücümüzle çalışıp çok bekletmemeye gayret edeceğiz.

Bu düet albümden sonra yine solo albüm gelecek mi?

Kolera: İnşallah. Zaten bizde prodüktör tek olduğu için her şey sırayla yürüyor,. Önce sololarımız çıktı, şimdi tekrar düet albüm çalışmalarına girdik. Onu takiben önce Sagopa ardından ben solo albümlerimizi arz etmeye devam edeceğiz. Sagopa aynı zamanda yeni solo albümünün altyapılarını da hazırlıyor. Çok güzel gidiyor aslında 2 çalışma birden yürütüyor diyebiliriz. O yüzden benim de sıram çabuk gelecek gibi: )

139.jpg picture by kharsas
İnziva albümünüzde manevi yön ağır basıyordu. Yeni albümünüzde maneviyatın payı ne ölçüde olacak?

Kolera: Henüz solo albüm çalışmalarına başlamadım, önce düet albüme kanalize oldum.  Elbet maneviyat her zaman sözlerimizde olacak,nihayetinde yine kalbimde ne varsa kalemime yansıyacaktır.

Çoğu sanatçının iki albümü arasında uzun süreler olurken siz neredeyse yılda bir albüm çıkarıyorsunuz. Üstüne üslük iki albüm arasını EP ve hediye şarkılarınızla dolduruyorsunuz. Nedir bu işin sırrı?

Kolera: Bunun sırrı tembel olmamakta saklı, hepsi bu. Biz karıncalar- arılar gibi çalışıyoruz. Avantajlarımız da var mesela diğer sanatçılar gibi başkalarının bize müzik yapmasını beklemiyoruz, bizi anlatan müzikleri yapamıyorlar gibi streslerimiz de yok, başkalarının kendi duygularıyla yazdığı sözleri kendi duygularımızmış gibi de okumuyoruz, sözlerimizi de kendimiz yazıyoruz. Kendi müzik şirketimiz de var, bu yıl 4 yaşına girdi. Diğerleri mağaza ise biz ürünü sıfırdan meydana getiren fabrika gibiyiz. Herşeyimizi kendimiz yapıyoruz, buna bağlı olarak herkesden çok çalışıyoruz. Kısacası onlar bu kadar zor albüm çıkarıyorsa tembellikten.

Peki bu kadar sık şarkı çıkarmanız dinleyicilerinizin beklentilerini yükseltmiyor mu? Sizden daha sık şarkı bekleyen dinleyicilerinizin beklentilerini karşılayamamaktan korkmuyor musunuz?

Kolera: Korkmuyorum çünkü sevenlerimiz yüzsüz insanlar değil, biz yeni şarkılarla geldikçe onlar aman kendinizi yormayın, kendinizi de düşünün, hep bizim için çalışıyorsunuz, biraz da dinlenin diyorlar. Bazen doyumsuzca davrananlar da oluyor ama onlar da sevgiden öyle davranıyor yoksa sabırlı olmayı çoktandır biliyorlar. Sık şarkı beklemelerini düşünmeden kendi isteğim doğrultusunda çalışıyorum, yoksa her hafta bir şarkı yapacak potansiyele sahibim ama şarkılarımı değersizleştirmem, zaman aralıklarını iyi hesap ediyorum.

Melankolia Fan ile bir aile gibisiniz. Aranızda büyük bir sevgi ve muhabbet var. Sizi ve Sago’yu ablaları ağabeyleri gibi görüyor,  örnek alıyorlar. Bu sizde bir sorumluluk duygusu oluşmasına neden oluyor mu? Bu sevgiden ve ilgiden korktuğunuz oluyor mu?

Kolera: Sevgiden korkmak? Asla. Hayatımdaki tüm boşlukları sevenlerimle dolduruyorum, onlara büyük bir minnet borcum var, beni bu denli destekledikleri ve yanımda oldukları için çok mutluyum. Sonuçta kimse sizi kara kaşınız kara gözünüz için sevmiyor ben bir sene sessiz kalayım beni takip edenlerin sayısında düşüş olacağına eminim. Bu sevgi çalışmamın ve üretmemin bir ürünü, hiç kimsenin çalışmadığı kadar çok çalışıyorum diskografim bunun ispatıdır. Bu kadar sevilmek peşinde sorumluluk duygusunu ister istemez  getiriyor, yanlış bir şey söylemeyeyim yanlış bir şey giymeyeyim yanlış bir davranış yapmayayım diyerek yaşanmaz herkes kendini sergiliyor, ben de öyle, benden bir zarar gelmez beni olduğum gibi seviyorlar o yüzden bir korkum yok. Eğer sahte olsaydım aman yanlış bir şey kaçırmayayım diye çırpınarak yaşardım.

1.jpg picture by kharsas

MF’den sizi düğün, iftar ya da başka özel günlerine davet edenler oluyor mu?

Kolera: : ) Evet fazlaca davet geliyor ama hiçbirine katılamıyoruz çünkü karşılayabileceğimiz boyutta istekler değiller, birkaçına güç yettirip gitseniz bu sefer davetine katılmadığınız kişilere ayıp etmiş olursunuz, adaleti sağlamanın tek yolu olarak davetlere malesef katılamıyoruz. Zaten bu davetlere yetişmek inanın imkansız çünkü 3-5 davetle bitmiyor. Gönül herkesi mutlu etmek ister ama imkanlar dahilinde bu yüzden bizler ancak hediye şarkılarımızla ya da ufak tefek hediyelerle minnetimizi sunmaya çalışıyoruz.

Kolera’nın artık kendine özgü, oturmuş bir tarzı var. Peki bu tarz oluşmadan önce yaptığınız şarkıları tekrar elden geçirmeyi düşünüyor musunuz?

Kolera: Geçende yıllar sonra La Kayyume İlla Hu adlı şarkımı dinledim çok değişik hissettim ve aklımdan o altyapı üzerine tekrar bir şeyler yapmak geçti, fakat yeni şeyler yapmak fikri bende her zaman ağır basıyor. O yüzden eskileri pek kurcalamıyorum, hep yeni şarkıların peşindeyim. Ne de olsa onlar benim geçtiğim yolda geride bıraktığım eserlerim olarak yaşamlarına hep devam edecekler.

Türkiye’de manevi unsurlar bulunduran şarkılar yapıp da bu kadar çok sevilen siz veSago dışında  sanatçı yok. Bu sevginin karşısında manevi unsurlara çokça yer verdiğiniz için eleştirenler, tepki gösterenler de oluyor mu?

Kolera: Oluyor, malum tayfa dini kullandığımızı söylüyor, sakalımızdan gözümüzdeki sürmeye verip veriştiriyorlar. Biz de diyoruz ki onlar bize değil Peygamberimiz SAV.’e düşman! Bu sakal, bu sürme onun sünnetidir. Kendi sanatlarıyla bizi alt edemediklerinden maneviyatımızdan yakalamaya çalışıyorlar, kendileri yalanlarıyla baş başa kaldı, maymun gözünü açtı 3-5 kalbi kararmıştan gayrısı artık onlara inanmıyor. Bizim dinleyicilerimize gelince biraz afallayanlar da oldu ama hiçbir zaman maneviyatı kullandığımızı düşünmediler ve nihayetinde alıştılar, gayrısını söyleyen çaresiz tayfa hadlerini aşıp maneviyatımıza da küfrediyor. Biz bir şeyleri kullanmak isteseydik bu maneviyat olmazdı çünkü sırf bu yüzden ambargo görüyoruz, kliplerimiz ya şarkı sözlerimizin maneviyatı nedeniyle ya da sakal sünneti nedeniyle yayınlanmıyor. Ben bir şeyi kullanacaksam neden rağbet görmeyen bir şeyi  kullanayım ki? Oramı buramı açsam daha çok yayınlanırdım. Nasıl kalpleri var size söyleyeyim, Kur’an-ı Kerim’de bahsedilen o mühürlü kalplerden var onlarda! O yüzden ne gerçeği görüyorlar ne de kendilerini düzeltiyorlar. Ölüm hepimiz için ve sual var ya biz gerçekten yalancı değilsek bu kadar atıp tuttukları için Allah Teala onlardan sormayacak mı? Zaten onların maneviyatı olsaydı bu şekilde konuşmaktan geri durur ihtiyatlı olurlardı, sarhoş sarhoş partileri karışlayacaksın sonra benim maneviyatımı kurcalayacaksın, ne hakla? Onların iman tazelemesi gerek, fıkıh hükümlerine göre bunları söyleyenler yıllardır yaptıkları ve konuştukları sebebiyle çoktan kafir oldular. Bu benim değil Allah-u Teala’nın sözüdür! İnsanın kalbi kararmasa ne diye sünnet olan bir şeyi yaptığın için sana düşman kesilsin? Ben onlara yarısı açık badiler giydikleri, kısacık şortlu resimler verdikleri için düşman kesilmiyorsam onların da benim maneviyatımı sorgulamaya hakları yok. Klipte kadınlara arkadan yanaşıp kıvır yavrum şarkılarını yapan biz değiliz onlar, o halde maneviyatını sorgulaması gereken kişiler biz değiliz bizzat kendileri.

Şarkı sözlerinizde Allah dostlarının isimlerine ve sözlerine yer veriyorsunuz. Sözleriniz için ne gibi kaynaklardan besleniyorsunuz? İsmine ve sözlerine yer verdiğiniz Allah dostlarının eserlerini okuyor musunuz?

Kolera: Sözlerim için kaynaklardan değil  kendi maneviyatımdan besleniyorum ama bu maneviyat ateşini körükleyen şey yine Allah dostlarının sözleri olmuştu. Mesela Bişr-i Hafi Hazretlerini’ni anıyorum, onun herhangi bir eseri yok, sadece hayatından etkileniyorum. Onca yıl alkolik yaşa, bir anda hidayet seni yakalasın da Allah dostlarından oluver, ne mübarek bir din, ne muhteşem bir kader, büyük ibret! Şu ara okuyamasam da Mevlana Hazretleri’nin kitaplarından çok beslendim, ama onun sözlerini alıp benim şarkım diye okumadım, kendimi O’nun eteğine tutunarak yeşerttim. Mesela dedim ki:’’Celaleddin der dışına o sızar ne varsa testide’’.  Ya da Mahmut Hüdai Hazretleri’nin eserleri vardır onları okumadım ancak O nun bir davranışından etkilenip bir söz yazdım; ‘’saklanacak yer yok derdi Mahmut Hüdaim’’dedim. Şeyhi dervişere görev verir herkes bir tavuk alacak ve onu kimsenin görmediği bir yerde kesip getirecek,herkes kesik başlı tavukları getirir Aziz Mahmut Hazretleri hariç. Der ki: ’’Efendim ben de kesecektim ama Allah’ın görmediği bir yer bulamadım’’. Ben de bir şarkımda ‘’saklanacak yer yok derdi Mahmud Hüdai’m’’ dedim. Özetle kalbimi onlarla besleyip şarkılarımı kendim yazıyorum ama bazen verdiğim örneklerdeki gibi sözleri kullanarak O mübarek insanları anıyorum. Bazen bilmeyenler çıkıyor, O mübarekleri araştırıyor, bazen de bilenler oluyor onlar da hatırladıkları için tekrar manevi meşaleleri körükleniyor. Sonuç her zaman iyi, Allah Dostları nın sözleri olmasa yolumuzu bulmak daha zor olurdu. Peygamber Efendimiz SAV. ‘’Peygamberlik bitti ama evliyalar, veliler, vekiller olacak’’ diye buyurmuş, ne güzel de buyurmuş.Allah C.C. hidayet yolunda velileri vesile kılmış.

Mevlana Hz. Yolda yürürken halkın bir dananın peşinden koştuğunu görür. Sahibi onu kesecek, ama o kaçmış. Halk seferber olmuş. Dana Mevlana Hz.nin yanına kaçıyor. O da bu danayı Allah için serbest bırakın diyor. Tabi Efendi Hazretlerini gören halk el pençe, siz nasıl isterseniz efendim diyorlar  ve hayvanı bırakıyorlar. Mevlana Hz. büyük veli kimbilir o dana onun kulağına ne dedi? O da halka dönüp diyor ki bu hayvan bir velinin yanına sığındı da özgür kaldı, siz niye hala bir velinin eteğine tutunmazsınız?

3.jpg picture by kharsas
“Bir mürşid-i kamil arıyor gözlerim” diyordunuz, aradığınız mürşid’i bulabildiniz mi?

Kolera: Buldum Elhamdülillah.Mahmud Ustaosmanoğlu Kuddise Sirruhu , Efendi Hazretleri 100 yılın müctehidi. Yani Gavsül Azam Sahibüzzaman. Allah başımızdan eksik etmesin, hiç görmedim ancak resimleriyle özlem gideriyorum. Kıyaslanacak bir şey değil elbet ama sevenlerim bari yeni resim ver bizlere de özlem giderelim diyorlar, tıpkı onlar gibiyim. Kalbim Mahmut Efendi Hazretlerinde.

Maneviyata yönelmenize vesile olan şey nedir? Eğer Sagopa ise, ona vesile olan şey ne?

Kolera: : ) İnanır mısınız bilmem ama tam tersine en başta ben Sago’ya vesile oldum, o da bana başka eksiklerimi düzeltmemde vesile oldu. Tabi herkes kendini kendi yetiştiriyor, Sago da aldı yürüdü. Farsça bildiği için çok büyük bir artısı var. Birbirimizden etkileniyoruz, okuduklarımızı ya da dinlediklerimizi birbirimize anlatıyoruz, beraber de ilim yapıyoruz. Maneviyata yönelmek diye bir şey diyemeyiz buna hatırlamak diyelim çünkü ailem beni ilkokula giderken Kur’an Kursuna vermişti, hoca bana bağırıp ceza verdi diye kurstan çıkmıştım ama onlar üzerine düşeni her zaman yaptılar. Ben küçücükken annem ‘’Hadi artık gelin namaz öğrenme vaktiniz geldi’’ deyip abimle bana namaz kılmayı öğretmişti. Lisede kendimi biraz salmıştım annem yine araya girerdi ‘’Bir Yasin oku kızım iyice saldın’’ derdi. Yani annem kapalı bir bayan değildi ama analık görevini hep yaptı. Allah ailemden razı olsun bana küçük yaşta öğrettiler bir yaratanımın olduğunu, daha okula başlamamıştım sureleri yarım yamalak ağzımla okuyordum, anneannem sağolsun çok öğretirdi. Bu tabloya bakınca doğduğum andan beri maneviyat hayatımdaydı, ailem bir temel inşa etti katları kendim çıktım, çeşitli velilerin hayatını izlemek, hocaların vaazlerine kulak asmak ve Allah-u Teala yı anmak en büyük vesilelerim.

Üçaylarda neden konser vermiyorsunuz?

Kolera: Üç aylarda bazı şeyler gerekiyor bu yüzden aklımızın dolu olmaması lazım.

Üçayları nasıl değerlendiriyorsunuz, neler yapıyorsunuz.

Kolera: İbadetler söylenmez. Elimizden geldikçe yad etmeye çalışıyoruz.

Üçaylardaki yaşantınız ve hissettikleriniz yılın geri kalan kısmındakilerden farklı oluyor mu?

Kolera: Kesinlikle çok farklı oluyor hele Ramazan geldi mi şeytanlar da bağlandığı için müthiş bir huzur yaşıyorum. Yılın geri kalanında da Allah’ı unutmuyorsunuz tabi ama o 3 ay bambaşka. Maneviyatı, hissiyatı, diğer aylardan o kadar farklı ki, yılın geri kalan zamanlarında ahh Ramazan’ı çok özledim dediğim çok oluyor. Kimisi Ramazan’ın gelişini ağırlık olarak görürken ben sevinçle yolunu gözlüyorum. Recep, Şaban ve Ramazan aylarında çok büyük hikmetler ve fırsatlar var, yolunu 4 gözle beklememek  elde mi?

2.jpg picture by kharsas

Türkiye’de Ramazan ve üç ayların hakkı yeterince veriliyor mu sizce?


Kolera:
Maalesef verilmiyor. Ramazan sanki eğlenme ayıymış gibi herkes kuklaların, pamuk şekerlerin peşine düşüyor. Halbu ki  11 ay eğlencedeyiz, 1 ayı da farklı geçirsek olmaz mı?
Zaten Recep ayı Allah CC.’nün ayı, haram ay, günahlar ve sevaplar kat kat yazılıyor. Takiben Şa’ban-ı Şerif var, Peygamber Sav.’in ayıdır, hatta buyurur ki:’’Recep ayında oruç tutanlar Şa’ban’da neredeler?’’. Yani sitemi bile var, bu ayın kıymeti bilinsin istiyor. Ramazan da biz kullarının ayı, zaten ne Recep ayını ne Şa’ban ayını hakkıyla geçirebiliyoruz. Ramazan’da da pamuk şekerin peşine mi düşelim?

Bir kitap yazıyordunuz. Bu kitabın içeriği tam olarak ne olacak? Ne zaman bitirebileceksiniz kitabı?

Kolera: Evet, yazmaya Ramazan da inşallah yine ağırlık vereceğim, ne zaman bitirebileceğim bilmiyorum. Velilerin dünyası derin umman. Onların kıssalarını derliyorum, içerik sadece bu. Aslında uygun bulunursa ‘’Kolo’nun güneş sistemi’’ adlı blog sitemden  e-kitap olarak yayınlamaya başlamayı düşündüğüm oldu, her hafta 1 sayfa paylaşabilirim. Belki de öyle yapmayıp kitap olarak çıkarabilirim. Acaba hangisi daha iyi olur henüz karar veremedim. Ama e-kitap olursa print edip arşivlemelerini dilerim.

Ramazanı değerlendirme açısından sevenlerinize tavsiyeleriniz var mı?

Kolera: Gününü oruçla gecesini de ibadetlerle geçirsinler. Belki birkaç tesbih, zikir, belki birkaç rekat namaz, gücünün yettiğince ne olursa. Bazen oruç çarpar, hiçbir şey yapmazsın, o zaman da bari zararlı şeyler yapmasınlar. Efendimiz Sav. buyurmuş   “Nice oruç tutanlar vardır, yanına kalan sadece açlığıdır’’. Önemli olan nefis terbiyesi, yemekten kendini alıkoyduğun gibi, kötü söz ve davranışlardan, zamanı boşa harcamaktan da uzak durmak gerek. Oruç bir kalkan gibidir, hata yaptıkça kalkan delinir ve iftar vakti yanına kalan sadece açlığındır. Sevabını yaptıklarınla daha iftar etmeden bitirmek insanın elinde. O nedenle olmadıkları kadar mülayim ve huzurlu olmalarını dilerim. Bu ayda şu msn vs işerinden uzak durabilirlerse aslında ne kadar çok boş zamanları olduğunun farkına varabilirler.Hep kendimize zaman ayırıyoruz Allah’a karşı ayıp oluyor bari bu ayda biraz kıymet bilelim inşallah.

Bu yoğun zamanınızda bize vakit ayırdığınız için Ajans5 adına çok teşekkür ediyorum. Albüm çalışmalarınızda Allah yardımcınız olsun.

Post to Twitter Twitter'da Paylas Post to Delicious Delicious Post to Digg Digg This Post Post to Facebook Facebook Post to MySpace MySpace

Türk Polisi Artık Graffitiyi Tanıyor

17 Eylül 2009 Yazan admin  
Kategori Genel, Röportaj

Türkiye’nin önde gelen graffiti sanatçısı “MET”, “Artık polisler graffiti’nin ne olduğunu biliyor. Eskiden Terörle Mücadele Şubesi’yle muhatap oluyorduk. Şimdi tutanaklara okunmayan yazı olarak değil graffiti olarak geçiyor” diyor

Türkiye’nin büyük ölçüde yeni tanıştığı bir kavram “graffiti”. 1990’lı yılların başlarında hip-hop müziğin yaygınlık kazanmasıyla, yavaş yavaş kendine Türkiye’de de yer buldu. Muhammed Emin Türkmen veya bu alanda bilinen ismiyle ‘MET’, graffitinin Türkiye’de gelişimi için çaba sarf eden ünlü graffiticilerden biri. Graffiti, şehrin duvarlarında yaygınlaşırken, “MET” ile konu hakkında konuştuk.

Graffiti ile nasıl tanıştınız?

Graffiti ile bir yaz gecesi kapımın önünde otururken, bol pantolonlu, kapüşonlu; o zaman bize esrarengiz gelen çocukların gelip çöp kutularına bir şeyler karalamasıyla tanıştım. Gidip çöp kutusunu yakından inceledim ve o günden sonra onların yaptıklarını yapmaya çalıştım.

Neden graffiticiler lakapla çalışıyorlar?

Genelde lakap kullanılmasının sebebi, illegal başlamasından kaynaklanıyor. Zaten ilk başladığınızda kimse size duvarını vermez, o kadar güzel çizemezsiniz çünkü. Böyle olunca da hiç kimse ev adresini yazar gibi gerçek adını yazmaz. Buradan gelen bir kültür, aslında günümüzde herkes illegal yapmıyor ama yine de lakap takılır.

met roportaj5 buyuk Türk Polisi Artık Graffitiyi Tanıyor

Türkiye’de graffiti yaparken yakalanıldığında ne gibi cezai yaptırımlarla karşılaşılıyor peki?

Önceden direkt olarak “Terörle Mücadele” ile muhatap oluyordun çünkü Türkiye’de siyasi açıdan 70’li yıllardan gelen bir geçmişi var. Sprey boyalara sadece bir başkasının duvarına yazı yazmak için para verdiğimize inandıramıyorduk.

Artık polisler graffiti’nin ne olduğunu biliyorlar ve polis tutanaklarına eskisi gibi “okunamayan yazılar” olarak değil, graffiti olarak geçiyor.

Graffiti’nin bir tür sisteme isyan olduğu kabul ediliyor, siz bu konuda neler düşünüyorsunuz?

Anarşi olarak görülüyor ya da sizin dediğiniz gibi bir sisteme karşı çıkış olarak görülüyor. Ama Türkiye’de politik bir yanı yok graffiti’nin, daha ziyade ünlü olma isteği ile yürüyor.

Türkler öncü oldu

Peki sizce Türklerin graffiti’yle ilişkisi nasıl gelişti?

Bu iş New York’ta ortaya çıkmasına rağmen Almanya’da gelişti. Şöyle de bir şey var ki, Almanya’ya graffiti’yi götüren bir Türk. “Amok-One” ismiyle bilinen sanatçı. “Cowboy 69” da mesela; yaşayan pek çok “old school” diyeceğimiz graffiticiler Türklerdir. Bu biraz da Almanya’da Türklerin ilk zamanlarda alt tabakayı oluşturmasından kaynaklanıyor.

Forumda Yorum Yapmak için Tıklayınız…

met roportaj13 buyuk Türk Polisi Artık Graffitiyi Tanıyor

met roportaj2 buyuk Türk Polisi Artık Graffitiyi Tanıyor
met roportaj3 buyuk Türk Polisi Artık Graffitiyi Tanıyor
met roportaj4 buyuk Türk Polisi Artık Graffitiyi Tanıyor
met roportaj6 buyuk Türk Polisi Artık Graffitiyi Tanıyor
met roportaj7 buyuk Türk Polisi Artık Graffitiyi Tanıyor
met roportaj8 buyuk Türk Polisi Artık Graffitiyi Tanıyor
met roportaj10 buyuk Türk Polisi Artık Graffitiyi Tanıyor
met roportaj11 buyuk Türk Polisi Artık Graffitiyi Tanıyor
met roportaj12 buyuk Türk Polisi Artık Graffitiyi Tanıyor

Post to Twitter Twitter'da Paylas Post to Delicious Delicious Post to Digg Digg This Post Post to Facebook Facebook Post to MySpace MySpace

Yepyeni Bir Sound

17 Eylül 2009 Yazan admin  
Kategori Genel, Röportaj

Ondaon, İstanbul Attack gibi projelerin ardından solo olarak kariyerini devam ettirme kararı alan ve “Var Mısın Yok Musun” programından 30.000 TL ödül kazanarak bu ödülü bandrollü albümünün hazırlanmasına harcayan Ramiz ile albümün ardından bir röportaj gerçekleştirdik. Albümün perde ardını, hazırlanma aşamasını, Var Mısın Yok Musun yarışmasının detaylarını, 50 Cent ile arasındaki muhabbeti, albüm sonrası hedeflerini, kariyerini ve düşüncelerin konuştuğumuz bu röportajı Hihoplife üyelerine sunuyor, keyifli okumalar diliyoruz.

Albüme “Var mısın Yok musun” programında senin için yarışan 50 Cent’in kazandığı ödülle başladın. O andan itibaren albümün yapım aşamasında neler yaşandığını anlatır mısın?

Albüme bu olaydan çok daha önce başladım. Ben size işin özünü iyice bir anlatayım. 2007 Nisan ayında askere giderken albümümü kafamda şekillendiriyordum. Askerde bandoyla bile çalıştım. Sürekli söz yazdım, beat yaptım. Eylül 2007’de askerden döndüğümde Cem Özkan bana stüdyosunu açtı. Yaklaşık 2 ay stüdyoda çalıştık. Fakat bir türlü kafamızdaki sound’u çıkartamıyorduk. Daha sonra ben albüm için evdeki home stüdyomda çalışmamın daha doğru olacağını düşündüm. Sürekli parça yapıp Cem Özkan’la paylaşıyordum. Bu dönemde Bora Uzer’le de çalışma fırsatım oldu. Sürekli bir yerlerden teklifler geliyordu fakat kafamdaki sound oturmadığı için sürekli bir şeyleri erteliyordum. 2008 Şubat ayında Gece Yolcuları’yla bir düet yaptım. Şarkıya rapin yakışacağına emin olduğum ve Gece Yolcuları’nın tarzını beğendiğim için o düeti yaptığımı belirtmek isterim. Çünkü yıllardır pek çok isimden düet teklifi geliyor ama sadece isim yapmak için düet yapmak doğru değil bana göre. Bu parçadan sonra insanlar beni daha yakından tanıdı. Herkes sıcağı sıcağına albümü çıkartmam gerektiğini ve bu rüzgârı kullanmam gerektiğini söylüyordu. Fakat benim için işin özü Rap’tir. İçime sineni yapmadıkça bu albümü çıkartmayı düşünmek istemiyordum. 2008 Kasım ayında aradığım tarzı oturttuğumu düşündüm ve bunu Cem Özkan’la paylaştım. O da çok beğendi. Ana kayıtlar için stüdyo tarihini belirledikten birkaç hafta sonra Acun Medya’dan telefon geldi ve 50 Cent’i benim albümüme destek için yarışma programına getirteceklerini söylediler. Herkes Acun Ilıcalı’nın rapi ne kadar çok sevdiğini bilir. Fakat benim tanışma fırsatım olduğu için rapi ne kadar köklü bildiğini de görmüş oldum. Acun Ilıcalı Curtis Blow’dan bugüne kadar rapi biliyor. Rapi bu kadar iyi bilen birinin rapimi beğenmesi ve destek olması benim için çok önemliydi. Söylediğim gibi bazı sığ insanların düşündüğü gibi bir eleme veya seçim yapılmadı. 50 Cent’e şarkılarım gitti, onları dinledi, çok sevdiğini söyledi ve gelip seve seve yarışacağını söyledi. Orda paradan daha önemli olan şey, tüm Türkiye’ye ve dünyaya kendimi ve Türkçerapi sunma platformu yakalamış olmamdı. Dünyanın çeşitli yerlerinden ve Türkiye’den gelen tepkiler de inanılmaz olumluydu. Yapılan medya araştırmalarında, medyanın o geceden sonra rape olan ilgisinin arttığı yönündeydi. O gece paraya odaklanmamıştım ve paradan çok daha önemli şeyler kazanıldı. Daha sonra hemen albümü çıkartmamla ilgili baskılar arttı. Yine rüzgârı kaçırmamamla ilgili şeyler söyleniyordu. Elimde 102 tane demo track vardı fakat benim için en önemli olay rapti ve 50 Cent olayından 2 hafta sonra albümü çıkartabilecekken, ben yine daha iyisi olsun diye stüdyoya kapandım. Rüzgâr ya da medyanın ilgisinden daha önemli olan şey yaptığım iştir ve hiçbir söylem beni gaza getiremez, getiremedi de. Çünkü albümü yaparsınız ve eğer içinize sinmezse onu bir yük gibi sırtınızda taşırsınız. Ama içinize sinerse o albüm yük değil kanat olur ve sizi uçurur. 6 ay Cem Özkan, Murat Tükenmez, Almanya’dan dostum Sazz1’la birlikte çalıştık ve kafa yorduk. Herkes uzaktan çok basitmiş gibi görse de maddi, manevi çok zorluk çektik. Ama nitekim amacımıza ulaştık.

Albümün ardından, albümü kendisine iletmek için 50 Cent ile irtibata geçme fırsatın oldu mu?

Evet oldu. Geçtiğimiz günlerde konser vermek için Türkiye’ye geldiğinde görüşme fırsatım oldu. Albümü 50 Cent, Tony Yayo ve Lloyd Bank$’e verdim. Çok beğendiler ve böyle bir albümün çıkması için destek vermekten dolayı onurlandıklarını söylediler.

ramiz hhlrop1 buyuk Yepyeni Bir Sound

Prodüktörlük koltuğunda senle beraber Cem Özkan da vardı. Cem Özkan’la birlikteliğinizden ve prodüksiyon aşamasından bahseder misin?

Cem Özkan benim için her zaman çok değerli bir müzisyen, iyi bir rap analizcisi, süper bir prodüktör ve iyi bir yoldaştır. Ne yapmak istediğimi çok iyi analiz edip benim yolumu hep kolaylaştırmıştır ve güzel fikirlerle ufkumu genişletmiştir. Yapım aşamasında sürekli beat ve kayıt yapıp Cem Özkan’ın kafasını şişirdim. 102 track yaptıktan sonra tamam dedik. Stüdyoda sürekli beraberdik. Murat Tükenmez de bizi hiç yalnız bırakmadı. Kayıtları değerli dostum Beto aldı. Mikslere sıra geldiğinde Metehan Yıldırım’ın çok büyük desteği oldu. Veli Erişim Meral 1 parçanın miksini yaptı, ben de 2 parçanın miksini yaptım. Albümü Taksim Soundcheck’te kaydettik. Mastering’i Çağlar Türkmen yaptı.

Albümün satışları ne durumda, beklentilerini karşılıyor mu?

Albüm satışlarını henüz kontrol etmedim. Çünkü benim için satıştan daha önemli şeyler var. Ancak rap yapmaya devam edebilmek için satışın da iyi olması şart. Fakat artık eski satışlar yok diyebilmek cesaret istiyor ama dürüst olmak da lazım. Bugün Türkiye’de çıkmış her albümün satışını görebilme şansımız var ve satış durumları gerçekten eskiye göre çok düşük.

Albümde yurt içi ve yurt dışından oldukça fazla sayıda müzisyen var. Tüm bu isimlerle olan birlikteliğinden bahseder misin?

Evet bu doğru. Uzun yıllardır rap yapıyorum. Rap yaptıkça ve yaşadıkça gelişiyorum, yeni insanlar tanıyorum. Rapim geliştikçe de bana inanan ve güvenen müzisyen sayısı artıyor. Benim için bunu sağlamak gerçekten zor. Çünkü insanların dışardan baktığı gibi değil hiçbir şey. Yani cebimde tomarla para ve param sayesinde istediğim kişiyle çalışıyorum gibi bir durum yok ortada. Evet, istediğim kişilerle çalışıyorum çünkü iyi rap yapmak için sürekli kafa patlatıyorum ve savaşıyorum. İşimi ve beni seven insanlar da savaşıma ortak oluyor.

Bu isimlerin yanı sıra albümde görmek istediğin başka isimler de var mıydı?

Uzun vadede tabi ki savaşıma başka ortaklar dahil olsun isterim ama bu albüm için doyum noktası budur diyebilirim. Üretmeye devam ediyorum ve ilerde başka isimlerle de çalışmayı umuyorum tabi ki.

18 şarkılık albümü ele aldığımızda sound hakkında neler söylersin?

Yepyeni bir sound. Algılanması zor. Çünkü daha önce yapılmamış şeyler yaptım. Bu anlamda da cesur olduğumu düşünüyorum.

Albüm genelinde fazlaca ritmik unsurlara yer verdiğini görebiliyoruz. Bunun sebebi albümü yaz aylarında piyasaya çıkarman mı?

O anki ruh halimin bunda etkisi büyük. Ben değişken bir insanım. Yeni albümler geldikçe bunu daha da iyi anlayabileceksiniz. Ama asla sınır koymam kendime. Tamamen kafama göre takıldım. Ritmik ve coşturan parçalar ağırlıkta fakat bunun nedeni asla daha da ünlü olma veya daha çok tanınmak değil. Öyle bir derdim olsa 15 senedir rap yapmazdım pop yapardım. Ritmik ve aksak rapleri seviyorum. Bana keyif veriyor. Dünya da rap değişimini ve gelişimini sürdürüyor, Türkiye’de de rap değişiyor ve gelişiyor. Bugün baktığımızda rapin kendi içinde pek çok tarzı var. Türkiye’de sadece bir şekline takılı kalmak imkansız. Ben de farklı ve yeni bir şey yaptım. Aslında zor olanı yaptım çünkü var olanı yapsaydım hem daha kolay olurdu benim için, hem de algılanırlık açısından da bir zorluk yaşamazdım. Ama klişe olacaksam neden uğraşayım ki?

ramiz hhlrop2 buyuk Yepyeni Bir Sound

Sözler diğer albümlerine nazaran daha hareketli ve coşkulu. Bunun sebebi nedir?

Albümde komplekslerimi bir yana bıraktım. Rap sadece asarım keserimden ibaret değil. Küçükken ben de asarım keserim gibi şeyler söyledim. Ama bunarla takılı kalmak çocukluk bana göre ve samimiyetsiz. Eğer rapte o kadar çok katil olsaydı şuan hapishaneler rapçi kaynıyordu. Ben bütün bunlardan soyutlanıp samimi ve kompleksiz bir şeyler yapmaya çalıştım. Mesela kadından bahsetmek yıllarca tabu oldu Türkçe rap’te. Bu çok saçma bence. Ben bir erkeğim, hayatımda kadınlar oluyor ve samimiyet önemliyse; kadından bahsetmek, aşktan bahsetmek; eğleniyorsak eğlenceden bahsetmek, bazen coşturmak; fırlamalık varsa kanımızda fırlama sözler yazmak yanlış değil bence. Aksine hayatında her türlü boku yiyip hala dört dörtlük gibi davranmak ve süperman gibi dünyayı düzelten sözler yazmak bana yanlış geliyor. Yıllardır rap yapıyorum ve kalbimdeki underground büyüsünü hiç yitirmedim. Rap yapan benden genç tipler tanıdım, her gün başka kız değiştirip felsefi, tasavvufi sözler yazan. Bu arada bu sözümü sakın kişiselleştirmeyin. Ben asla mükemmel bir insan olduğumu ve dünyayı düzelteceğimi iddia etmedim. Dolayısıyla albümde bir genç yani ben nasıl yaşıyorsam, öyle davrandım. Duygusalken duygusal söz yazdım, mutluyken coşturucu sözler yazdım, öfkeliyken agresif şeylerden bahsettim. Samimiyet de bana göre budur.

Eski albümlerine kıyasla stilinin tamamen değiştiğini görebiliyoruz. Sence bu değişimin artı ve eksi yönleri nelerdir?

Bu albümde flex yapmadım. Daha farklı şeyler denedim. Double rhyme yaptım, full rhyme yaptım. Türkçe rap’in bana göre kabusu olan Prozodilere dikkat ettim. Verse’lerimde dümdüz giden tekdüze vokkaller yerine daha diyalekt ve tansiyonlu okumalar yaptım. 16’lık Verse+Nakarat+16’lık Verse+Nakarat gibi klişelerin dışına çıktım. Değişik fonetik tansiyonlar denedim. Bu arada artık flex yapmayacak mısın diye soruyor insanlar. Flex yapmam diye bir şey yok. Artık beatlere ne yakışıyorsa ona göre yazmaya çalışıyorum. Ve flex gerektiren bir beat olursa da ona göre yazarım.

Kapak tasarımının sana ait olduğunu biliyoruz. Kapağı nasıl tasarladığın ve en son neden bunda karar kıldığın hakkında bilgi verir misin?

Evet bana ait. Fotoğrafları değerli dostum Halil Akpınar çekti. Genelde karmaşık ve birbirine girmiş işlerden çok sıkıldım. Daha sade ve yalın bir kapak yapmayı hedefliyordum. Nitekim öyle de oldu. Türkiye’de insanlar zaten rape yeni yeni adapte oluyor ve karmaşık bir kapakla insanları soğutmak yerine böyle bir yol tercih ettim. Özellikle Lloyd Bank$ albümü gördüğünde tasarımı çok beğendi.

Albümün ilk klibini “Gir Havaya” isimli parçaya çektin. Hatta parçada “Var Mısın Yok Musun” yarışmasından tanıdık yüzlere rastlamak da mümkün. Klibin bu parçaya çekilmesinin nedenini ve yapım aşamasını anlatır mısın?

Tamamen insanları coşturarak merhaba demek istedim. Bu yüzden “Gir Havaya” oldu. Klibi Neslihan Yeşilyurt çekti. İlk klibimin albüm kapağına benzemesini ve karanlık tonların hakim olmasını ben istedim. Var mısın Yok musun yarışmacılarının olması büyük bir tesadüftü. Çekim esnasında onları gördüğümde çok şaşırdım. Takip etmişler ve o gün oraya gelmişler.

2. klip hangi parçaya düşünüyorsun?

2. Klip “Bitmez Bu Rap” e olacak. Yakın tarihte ekranlara sunmak için şuan çalışıyoruz.

ramiz hhlrop4 buyuk Yepyeni Bir Sound

“Var mısın Yok musun” yarışmasına katıldıktan sonra hayatında ne gibi değişiklikler oldu?

Hayat kaldığı yerden devam ediyor. Tabi ki daha çok insan tanıdı ama bu bende veya hayatımda bir değişikliğe yol açmadı.

Dinleyiciler İstanbul Attack grubundan bir kaç kişiyi daha görmeyi bekliyordu albümünde. Senin bu konudaki görüşlerin neler?

Bundaki iyi niyeti anlayabiliyorum. Ancak bunun kararını benim vermem daha doğru olur. Ben albümde görmek istediğim isimleri gördüm. İstanbul Attack’a her zaman başarı diliyorum.

Şarkıların çoğunda aralara İngilizce sözler serpiştirdiğini görüyoruz. Bunlar doğaçlama mı gelişti?

Aslında şöyle oldu. Dünyada Amerika rapinden sonra en tanınmış rap Fransızların rapi. Bunun nedenini araştırdığımda şöyle bir şeye ulaştım. Fransızlar dilleri konusunda dünyanın en katı toplumudur. Ancak raplerinde İngilizce nakaratlara ve sözlere rastladım. Ve gördüm ki insanlar bu yüzden Fransız rapine ilgi gösteriyor. Ben de bu yüzden İngilizce sözlere yer verdim. Türkçe rap’i dinleyen yabancılar çok seviyor fakat neden bahsettiğimizi de merak ediyorlar.

Bu sebeple tepki alabileceğini düşündün mü?

Ben tepki alabileceğim şeyleri düşünerek rap yaparsam samimi olabilir miyim? Herkesin her şeye tepkisi vardır zaten. Hele ülkemizde herkesin her şey hakkında bir fikri vardır. Bir konu hakkında bir fikri olmayan birini bulmayı çok isterdim. Dolayısıyla o şuna tepki gösterecek, bu şuna tepki gösterecek diye hareket edersem boş cd dağıtmam gerekir.

Albümde yer alan skit’lerde ünlü dublaj sanatçılarının seslerine tanık oluyoruz. Böyle bir fikir nasıl oluştu?

Türkiye’nin önde gelen dublaj sanatçılarından çok değerli bir dostum Kadir Özübek’in bunda etkisi büyük. Ona bu konudan bahsettim. Ve bana destek olacağını belirtti ve fikirleri geliştirdi. Stüdyo aşamasında Tarkan Koç, Mesud Uz gibi çok değerli dublaj sanatçılarını stüdyoya getirdi ve senaryolar yazıldı, kayıtlar alındı.

“Bitmez Bu Rap” albümüne 30.000 TL harcadığını düşünürsek, albümün ne derece yeterli olduğunu ya da amacına ne kadar hizmet ettiğini söyler misin?

Böyle düşünen insan var mıdır bilemem ama albümün 30.000 TL ye mal olduğunu düşünmek bana göre çok düz bir mantık. Zaten albümün yeterliliğini de o para değil rapi yapan Mc, beat maker ve prodüktör belirler. Ben hayatta hiçbir başarıyı parayla sınırlamıyorum. O yarışmaya da para için çıkmadığımı defalarca söyledim. Para için çıktığımı düşünmek onu düşünen kişiyle alakalıdır. Unutmayalım ki “Kör kendinden pay biçer”. Ben oraya rapimi insanlara duyurmak, 50 Cent’le aynı platformda bulunmak için çıktım. Tabi çekemeyip de bunu art niyetlerine malzeme yapanlar için hiçbir şey söyleyemeyeceğim. Onların Allah yardımcısı olsun. Zira bir şeyler yapmak hiç de uzaktan görüldüğü gibi kolay değil. Zengin bir ailenin çocuğu değilim, yıllardır tırnaklarımla kazıya kazıya bir noktaya gelmeye çalışıyorum. Değil tırnaklarım ellerim kopana kadar da pes etmek yok.

Yakın zamanda hayata geçirmeyi tasarladığın yeni projelerin var mı?

Tabi ki. Başarılı Underground Mc’lere destek vermek istiyorum. Bir yandan parça yapmaya devam ediyorum. Albümden sonra 12 track bitirdim. Ben rape aşığım ve sürekli raple yaşıyorum.

Eklemek istediğin bir şey var mı?

Bir şeyler yapmak çok zor. Hele bu ülkede çok daha zor. Çünkü herkesin bir fikri var. Biraz yükseldiğinizde pek çok kişi sizi aşağı çekmeye çalışıyor. Ama birilerini aşağı çekmek için çabalayanlar vaktini başkalarıyla uğraşarak geçirdikleri için hiçbir zaman başarılı olamıyorlar. Bu yolun bütün zorluklarını iyi bilen biri olarak bu yolda çaba gösteren bütün Mc’lere yollarında sabır ve başarı diliyorum. Röportajı yapan size ve okuyan herkese saygılarımı sunuyorum.

Forumda Yorum Yapmak için Tıklayınız…
ramiz hhlrop5 buyuk Yepyeni Bir Sound

Post to Twitter Twitter'da Paylas Post to Delicious Delicious Post to Digg Digg This Post Post to Facebook Facebook Post to MySpace MySpace